Makale İçeriği
Hasan Çıkar
Sayfa2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

 

Mevlana'nın kişilerin hür iradelerine verdiği olağanüstü değer insanoğlunu adeta kutsal bir varlık derecesine yükseltir. Bunun için kendisini tanımasına ayrıca önem verir. O hiçbir doğuş farkı, sonradan edinilmiş hiçbir fark tanımadan bütün insanlığa değer verir. En kötü insanı dahi bağışlanmaya ve sevgiye layık görür. Tanrı aşkının insanı ne derecelere yüceltebileceğini bildirir. Daima yumuşak huylu olmayı böylelikle gönüllerin feth edilebileceğini belirterek şöyle der: "Kim olursan ol çevrendeki insanlardan ayrım yapmadan onların hatırını sormayı, hatırlarını ele almayı gerekli bil. Hatta o kişi düşman bile olsa ihsanda bulunmak iyidir. Çünkü ihsan yüzünden adama dost olur. Dost olmasa bile kini azalır. Çünkü ihsanda bulunmak kine adeta merhemdir."

Hz.Mevlana sadece kendi çağında değil, temsil ettiği geniş hoşgörü, neşe, umut meşalesiyle kendinden sonraki çağlara da ışık tutmuştur. O'nun fikirleri her çağda taze, yeni ve öncüdür. O Allahın bağışlayıcı ilhamı ile günah ve kusurları hoş görebilmiştir.

O insanları birlik olmaya, Allahın birliğinde yok olmaya erimeye çağırmıştır. Kadınları aşağı gören, insan hassasiyetiyle bağdaşmayan her türlü müessese ve düşünceye karşı çıkmış büyük bir insandır.

Mevlana; kadın - erkek, zengin - fakir arasında hiçbir ayrım yapmayan gönüller sultanı, kadınların sevgi ve dostluğunu kazanmış, onları yüceltmek için özellikle onlarla sohbetlerde bulunmuştur. İnsanların dış görünüşlerine değil, özüne bakan yüce sultan onları gerçeğe yönelterek Hak nuru ile aydınlatmaya çalışmıştır.

Ahmet Eflaki Dede'nin eseri Ariflerin Menkıbeleri'nde şöyle anlatıyor:

"Konya’nın bütün hanımları her Cuma akşamı sultanın vekillerinden olan Emüniddin Mikail'in hanımının huzurunda toplanır ve mutlaka Hüdavendigar'ı davet etmesi için yalvarırdı. Bu cemaat toplanınca tam bir huzur içinde Mevlana'nın gelmesi beklenirdi. Mevlana akşam namazından sonra kimseyi rahatsız etmeden tek başına onların yanına gelir, onlarla otururdu. Kadınların hepsi O kutbun etrafında halka olurlar ve Mevlana'nın üzerine gül yaprakları dökerlerdi. Mevlana hazretleri bunların arasında sabaha kadar manalar, sırlar saçmakla, nasihat etmekle meşgul olurdu. Sonunda şarkı söyleyen cariyeler ve neyzen kadınların üflediği neyler eşliğinde Sema edilirdi."

Hangi sınıftan olursa olsun insanlara sevgiyle yaklaşmak, onları kendi özünden haberdar edip Tanrı lezzetiyle sarhoş ederek doğru yola sevk etmek, yüce Mevlana'mızın en büyük özelliklerindendi. Bakınız bu konu Ariflerin Menkıbeleri'nde nasıl anlatılıyor:

"Sahip Isfahani hanında güzel bir kadın vardı. Kendisi erkeklerin nefsi arzularını dindirdikleri topluma uygun olmayan bir işle meşgul olmaktaydı. Bir gün Hz Mevlana bu hanın önünden geçiyordu. Bu kadın handan çıkıp koştu, baş koyup Hz Mevlana’nın ayaklarına kapandı. Son derece yalvarıp yakararak saygılarını sundu.

Yüce sultan: ”Rabia...Rabia...Rabia...” diye üç defa bağırdı.

Diğer kızlara da haber gitti hepsi dışarı fırlayıp Hz Mevlana'nın ayaklarına kapandılar. Hüdavendigar: ”Ne de büyük pehlivanlar, ne de büyük pehlivanlar, bu kadar şehveti ve kötü nefsi kim yenerdi? İffetli ve namuslu kadınların, iffeti ve namusu nasıl anlaşılırdı?” diye buyurdu.

Mevlana’nın bu sözlerini işiten devrin büyüklerinden biri “Mevlana gibi büyük bir adamın bu genelev kadınları ile böyle ilgilenmesi ve onlara böyle iltifatlarda bulunması manasızdır” der.

Bunu duyan Mevlana: ”Bu kadın olduğu gibi hareket ediyor ve olduğu gibi riyasız görünüyor. Eğer sen de erkeksen onun gibi ol, iç ve dışının bir olması için iki yüzlülüğü bırak. Eğer için dışın bir olmazsa işin batıldır, boştur." diye buyurur. Sonunda o güzel kadın Rabia gibi tövbe ederek emrinde bulunan kızları azat etti. Ahiret kadınlarının sırasına geçti ve Hz Mevlana’ya mürit olup çok hizmetlerde bulundu."

Çevresinde insana sevgiyi, kadına saygıyı, İslami bir kaide olarak benimseyip ömrü boyunca yaşayan Hz Mevlana eşine, kızlarına, gelinlerine, manevi evlatlarına aynı incelik ve zarafetle davranmış aralarında hep sevgi ve adaletle hükmetmiştir.

Bir gün Mevlananın kızı Melike Hatun cariyesini azarlamıştı. Hz Mevlana içeri girdi ve : ”O'nu niçin azarlıyorsun, incitiyorsun? Acaba o hanım, sen cariye olsaydın ne yapardın? İster misin ki bütün dünyaya Allah'tan başka kimsenin kölesi ve cariyesi yoktur diye fetva vereyim? Hakikatte onların hepsi bizim kardeşlerimiz ve kız kardeşlerimizdir.” der.

Büyük Mevlana Tanrının ilhamına mahzar olduğu için bütün insanlık aleminin malı olmuştur. Hiçbir din, hiçbir mezhep, hiçbir ırk ve millet farkı gözetmeksizin insanları sevmiş ve onlara sevmeyi öğretmiştir.

Hz Mevlana bu çağrısını meydana getirirken eşine rastlanmayan bir incelik ve sabır göstermiş, sahip olduğu Tanrının güzel vasıflarıyla yaratandan ötürü tüm yaratılmışların arasında bir ayrım yapmadan hoşgörüyü, sevgiyi ikram etmiştir.

HASAN ÇIKAR