Makale İçeriği
Mevlana Celaleddin Rumi
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Tüm Sayfalar

 

Ona öyle bir aşık gerektir ki kalktı mı her yandan ateşli kıyametler koparsın. Cehennem gibi bir gönül gerektir ki ona, cehennemi unuttursun, yüzlerce denizi yakıp kurutsun. Bir dalgadan bir deniz meydana getirsin, gökleri eline alsın, sıksın, bir mendil gibi buruştursun. Zevalsiz ışığı bir kandil gibi gök kubbeye asakoysun.

"İnsanda bu cesaret olmadıkça neye yarar. Gönlünü yıkamamış Adem, istediği kadar yüzünü yıkasın, abdest alsın, namaz kılsın boştur." İnsan onun deyimiyle, hırsla bir süpürge olduktan sonra, elbette daima hep toz içindedir.

Bu çeşit adamların kendisini anlayamayacağını da bilir O.

Ve bir gün "falan sizi övüyordu diyene" söylediği şu sözler, bu bakımdan ne kadar manalıdır.

" Ne haddine ki o, beni övsün! Eğer sözlerimi övüyorsa harf, ses, dil, dudak, baki değildir. Bunlar asıl değildir. Asıl olmayan kalmaz, geçer gider. Yok o beni zatım bakımından tanıdıysa hakkı vardır, övebilir."

Hz. Mevlana'nın yolu aşk ve edep yoludur. Hak yolunda olduğunu söyleyip, bu yolun gerektirdiği edebi yerine getirmeyen, benliklerinde kalan kişilere, söylediği şu sözler ile Hak yolunun tamamen edepten ibaret olduğunu belirtir:

" Efendi! Bilmiş ol ki edep, insanın bedenindeki ruhtur.

Efendi! Edep, Hak erinin göz ve gönlünün nurudur.

Eğer şeytanın başını ezmek dilersen, aç ve gör,

şeytanın katili edeptir.

İnsanoğlunda edep bulunmazsa, o insan değildir.

İnsan ile hayvan arasındaki fark edeptir.

İman nedir diye akıldan sordum. Akıl, kalbimin kulağıma seslenerek

'İman edeptir' dedi."

Kendisine inanan insan Mevlana, ölmezliğine de inanmış , "Topluluğun rahmet olduğunu duydum, bu yüzden halka candan kul oldum." sözüyle gerçek saltanatının gönüllerde olduğunu bildirmiş,

" Her günüm cumadır, hutbem daimi. Minberim yüceliktir, yerim erlik"

beyitiyle bu saltanatın hiç bir zaman ferdi olmadığını açıkça belirtmiştir.

Kendi hakikatini söylediği şu cezbelerinde ise bizi yüceliği ile büyülemektedir. Ve cihan sultanı Hz. Muhammed Mustafa'ya nasıl bende olduğunu, O olduğunu söylemektedir:



"Hazineyi açtılar, hepiniz elbiseler giyin.

Mustafa yine geldi iman edin.

Dokuz felek ile her felekte bir zaman dönüp dolaştım.

Senelerce yıldızlarda, burçlarda devrettim.

Bir müddet görünmedim, O'nunla idim.

Lahutiyette Hakka en yakın idim.

Ana karnındaki çocuk gibi gıdamı Hak'tan aldım.

İnsan bir kere doğar, ben bir çok defalar doğdum.

Cisim hırkasını giydim işler gördüm.

Çok kere bu hırkayı kendi ellerimle yırttım.

Geceleri zahitlerle mabetlerde sabahladım.

Kafirlerle puthanede putların içinde uyudum.

Kıskancın acısı benim. Hastanın şifası benim.

Hem bulut, hem yağmurum, çayırlara yağarım.

Ey derviş! Benim eteğime asla fanilik tozu konmadı.

Sonsuzluk aleminin bağında ben bol bol gül topladım.

Ben sudan, ateşten, inatçı rüzgardan, şekle girmiş topraktan değilim.

Evlat ben tertemiz nurum. Tebrizli Şems'te yok olmuşum.

Eğer beni gördüysen kimseye gördüğünü söyleme"