Makale İçeriği
Mevlana Celaleddin Rumi
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Tüm Sayfalar

 

MEVLANA CELALEDDİN RUMİ


Hz.Mevlana'nın İnsan Hayatının Sona Ermesine Ait Bakışı

17 Aralık 1273' te o güne kadar insanları hayalden kurtarıp gerçeğe davet eden Hazreti Mevlana son nefesini verirken, Hakk' a kavuşmadan önce şöyle seslenmiştir bize:

"Hakka kavuştuğum gün tabutum yürüyünce şu dünyanın dertleri ile dertleniyorum sanma. Bana ağlama, yazık yazık deme. Cenazemi görünce ayrılık, ayrılık diye feryat etme. Beni toprağa verirken elveda elveda diye ağlama. Gün batımını gördün ya gün doğumunu da seyret. Hangi tohum yere atıldı da çıkmadı. İnsan tohumu hakkında niye yanlış bir zanna düşüyorsun."

Mevlana insanoğluydu. Bütün dinlerin aslını idrak eden ve bütün dinlerin üstüne çıkan insan Mevlana, insana secde ediyordu. İnsanlık ve sevgi dininin kurucusuydu. Birliği müjdelemişti. Halkı ve mukaddes kitabı kucaklamıştı. Dünyayı daim bir oluş alemi görerek ölümü de pek tabii buluyordu. Hatta ona göre ölüm sallanan bir dişin düşmesinden başka bir şey değildi. Dünya ve hayat daimi bir oluştan başka birşey olmadığından yıpranmaz ve eskimez, zamandan zamana değişir ve tazelenirdi. Bu yüzden düşen dişin yerine mutlaka yenisi çıkacaktı. Bu bakımdan da O, alemdeki ebediliğinden emindi.

Bakın Hazreti Mevlana nasıl sesleniyor:

" Mezarımın toprağı bir yudum şarap gibidir. Bedenimi içince, canım göklerin üstüne çıkar. O padişah değilim ki tahttan ineyim de tabuta bineyim. Benim fermanımın yazgısı ebediliktir."

Hazreti Mevlana gerçekten de bu ebediliği kazanmştı ve o artık gönüllerdeydi. Bir başka seslenişinde şöyle buyuruyor:

" Ben görünen ve görünmeyenim. Uykudaki göz gibi açığım ve gizliyim. Varım ve yokum. Gül suyundaki koku gibi. Söyleyen ve susanım kitaptaki yazı gibi."

İşte basit gibi gözüken fakat tüm evreni kapsayacak kadar mana dolu olan bu sözlerle Hazreti Mevlana kendi makamının da ne olduğunu açıkça ortaya koyuyor ve hiç bir zaman yokluk ve tevazudan ayrılmıyor. Hak'la var olduğunu ve onun bir gölgesi olduğunu her fırsatta ortaya koyan Hazreti Mevlana bir rubaisinde kişiliğindeki manevi enginlikten şöyle bahsediyor:

"Ben, hem aşık, hem de maşukum. Ben hem aynayım, hem güzelliğim, hem de güzelliği seyreden."

HZ.MEVLANA'NIN DİLİNDEN HZ.ALİ

"NA'AT-I ALİ"


Mevlana Celaleddin RUMİ, Divan-ı Kebir'den Seçme Şiirler, Cilt I, Sh.3-6

Çeviren: Mithat Bahari BEYTUR, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1989



"O açıklayıcı imam, o Tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir.

Yerde, gökte, mekanda, zamanda Hakla duran o imamın zatı, iç ve dış temizliği ile vasıflanmak vaciptir.

Çünkü küfürden, ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir...

Onun toprağı birlik alemidir. O, insanın hakikati ve canı gibiydi. Herşey fanidir, fakat can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır.

Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın zatı gibi O bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. Hakkın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrı'nın zatına yapışmış "O" olmuştur.

Hani duyduğun lahutun gizli hazinesi yok mu; işte o odur. Çünkü o, haktan hakla görünmüştür. O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksat, yüce Ali'dir.

Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, herşeyin bilginidir.

İptidasız evvel o idi, sonsuz ahir de o olur. Peygamberlere yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikaten odur.

Yüzünün nurlu parıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O,hak iledir; hak ondan görünür. Hakka ki, o hak ile ebedidir.

Ademin toprağı onun nurundan idi, o sebeple meleklerin tacı oldu; Allahın isimleri ondan belirdi. O temiz ve yüce imamın ilmi sayesinde Adem, herşeyi anladı. O nur tek olan yaratanın nuru olduğu içindir ki, melekler onun huzurunda secde ettiler. Evet, muhakkak ki, Adem, O imamın nuru ile bütün ilahi isimleri bildi...

Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. Nuh,kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu.

Halil peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti.

Yusuf kuyuda onu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu.

Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı.

İmran'ın oğlu Musa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hak ona: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi.

Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi...

O, şeriatte ilim şehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın beyidir. İki cihanın sultanı Muhammed, hakka yakınlık gecesinde, Allaha kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde Ali'den başka bulunmaz.{1}

Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler söylerler, susarlar. O, susmaz, söyler. Ebedi ilim, onun göğsünde parlayıp göründü. Vahyolunanların sırlarını, o hakikat olarak bildi ve bildirdi.

Ümmetlere haykırdı:

-Allah yolunda Ali sizin kılavuzunuzdur.

Allaha içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o şahtır, doğru yolu gösterendir, efendidir...

O, bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa:

-Benimle açıkça beraber bulundu, dedi.{2}

Dinde evvel, ahır o idi. Allah ile içli dışlı o idi...

İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrenesin de yüksek velayete eresin. Sence apaçık bilinsin ki, hakikatte yüce olan O'dur.

Ey efendi, benimle boşuna kavga etme. Bu böyledir. Hakikat budur ki, hepimiz bir zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, deniz O'dur.

Ey Şems-i din! Mademki sen aşıksın, Mevlana için aşkta canını feda et ki, canın canana kavuşsun ve aşka ulaştırıcı kılavuz olasın.


{1} Çünkü Tanrı Kuran'da kendini Ali diye vasfediyor.

{2} "Tanrı Ali'yi her paygambere gizli gönderdi, benimle ise açık gönderdi"hadisi şerifinden alınmıştır.